Türkiye'nin ve Herkesin Medyumu 
Sahih senetle rivayet edilmiştir ki Hz. Ali (k.a.v.) mescitte insanlara İslâm’ı anlatan bir adam gördü ve ona: “Sen nasihi ve mensûhu biliyor musun?” diye sordu. Adam “Hayır, bilmiyorum” dedi.Hz.Ali (k.a.v.) ona: “Sen hem kendini helak ediyorsun, hem insanları helâka sürüklüyorsun” dedi.
Bilindiği gibi müslümanlar çok eskiden beri Kur’an-ı Kerim’de bir kısım ayetlerin “mensuh” olduğunu kabul etmişlerdir. Yani Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerinin hükümleri, sonradan nazil olan bir veya birkaç ayetle kaldırılmıştır. Hükmü kaldırılan veya iptal edilen ayete “mensuh”; bir veya birkaç ayetin hükmünü yürürlükten kaldıran, geçersiz kılan ayete “nasih” ve bu olaya da “nesh” denmiştir. Gerçi her müfessir ve İslam ilahiyatçısı değişik miktarda ve kendince bir kısım ayetleri mensuh saymıştır. Fakat netice olarak Kur’an-ı Kerim’de 750 kadar mensuh ayet bulunduğu iddia edilmiştir. Ancak eskilerden çok az sayıda müfessirin Kur’an-ı Kerim’de nesh olayının vaki olmadığını savunduklarını da unutmamak gerekir. Gene unutmamak gerekir ki, Kur’an-ı Kerim’de nasih ve mensuh ayetler bulunduğu iddiası zaman içinde genelleşmiş ve genel bir kanaat haline gelmiştir. Kur’an-ı Kerim’in nasih ve mensubu bilinmeden onun anlaşılamayacağı iddia edilmiştir.
Burada bu iddianın genelleşmiş bir yanılgı, yanlış ve tutarsız bir iddia olduğunu öncelikle belirtmek istiyoruz. Günümüzde hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında pek çok aydın Kur’an-ı Kerim üzerinde ihatalı ve çok boyutlu düşünebilen İslam düşünürleri bu klasik iddiayı kabul etmemekte ve reddetmektedirler. Biz de burada bu iddia ve varsayımın Kur’an-ı Kerim’in temel esprisine uygun düşmediğini ve Kur’an’ın bu görüşü onaylamadığını vurgulamaya çalışacam.
Öncelikte bu iddia ve görüş Kur’an-i tefekkürü zedeleyen mana bütünlüğünü ve sistematik dokusunu bozan bir görüş ve anlayıştır. Ayrıca Kur’an-i düşünce formunun oluşmasını engelleyen en önemli bir kusur ve çıkmazdır. En azından Kur’an-ı Kerim’deki 750 kadar ayetin hükmünün geçerliliği üzerinde şüphe uyandırmakta ve bu şüphe de Kur’an-ı Kerim’deki o mana bütünlüğünde ve genel dokusunda rahneler ve boşluklar meydana getirmektedir. Burada bu Kur’an-ı meselenin bu yönü üzerinde durulacaktır. Olayın veya bu anlayış ve düşünüşün nasıl ortaya çıktığı, tarihi seyri, doğruluk derecesi, tutarlılığı ve tutarsızlığı üzerinde durulmayacağı gibi müfessirler arasındaki konu ile ilgili görüş ayrılık ve farklılığına da temas edilmeyecektir. Sadece Kur’ani tefekkür açısından konuya yaklaşılmaya çalışılacaktır.
Kur’an-ı Kerim’de nasih ve mensuh ayet bulunduğunu iddia edenler en çok iki ayeti göstererek iddialarını ispat etmeye çalışırlar. Bu ayetlerden biri;
"Ey iman edenler! Ne dediğinizi bilene kadar içkili iken namaza yaklaşmayın” ayetidir (Nisa: 43).
Eskiler bu ayete “İçkili iken namaza yaklaşmayın” derken namaz dışında içki içmeye cevaz varmış gibi bir mana vererek daha sonra içki içmeyi kesin olarak haram kılan ayetler nazil olunca bu ayetin hükmünün yürürlükten kalktığını kabul etmişlerdir. Halbuki, bu ayet hukuki (fıkhi) bir hüküm bildirmektedir. Mesela: Fakihe “İçkili iken namaz kılmak caiz midir?” diye bir soru sorulsa fakih olan kişi öncelikle Kur’an-ı Kerim’den ... “bu soruya cevap vermesi gerekeceğine göre” “İçkili iken namaza yaklaşmayınız” ayeti bu soruya cevap teşkil etmektedir. Hatta ayette hükmün gerekçesi de vardır. “Namaz esnasında ne dediğinizi bilesiniz diye içkili iken namaza yaklaşmayınız” buyurulmaktadır. Bu itibarla bu ayetin hükmü gayet geçerli ve gereklidir. Sarhoş olan bir insanın namaz kılmasının caiz olmadığı hükmünü ihtiva etmektedir. Ayrıca namaz kılmanın şuurlu ve bilerek yapılması gerektiği hükmünü de ihtiva etmektedir. Görüldüğü üzere bu ayetin Kur’an-ı Kerim’in genel esprisi içinde önemli ve gayet makul bir yeri bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in sistematik dokusu ve anlam bütünlüğü içinde belli bir fonksiyonu bulunduğu açık olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu ayet mensuh addedildiği takdirde Kur’an-ı Kerirn’in anlam bütünlüğü ve sistematik dokusu haleldar edilmiş olmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de mensuh ayetler bulunduğunu iddia edenlerin en çok örnek gösterdikleri bir diğer ayet de Kafirun Süresi ‘nin son ayetidir.
“Sizin dininiz size, benim dinim banadır” (Kafirun: 5) ayetidir. Eskiler bu ayeti de şöyle anlamaya çalışmışlardır: Sizin dininiz sizin olsun dendiğine göre diğer dinlerin varlıklarına Cenab-ı Allah’ın rıza gösterdiği ve korunmalarına cevaz veriliyormuş gibi telakki etmişlerdir. Böyle olunca da Cenab-ı Allah’ın ve Hz. Peygamber’in gerçek dini yani İslamiyeti tebliğ etmeye çalışmalarının sebebi ve gereği kalmamaktadır. Cenab-ı Allah’ın müşriklerin dinlerinin devam etmesine rıza göstermiş olduğu yönünde bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla; kıtal ayetleri (İslam düşmanlarıyla savaşa cevaz veren ayetler) nazil olduktan sonra bu ayetin hükmünün geçerliliğini yitirdiği yani mensuh olduğu kabul edilmiştir.
HaIbuki “Sizin dininiz sizin, benim dinim benim olsun” ayeti dinler arası eklektizmi reddetmektedir. Vakıa bu sürenin nüzul sebebi de bunu ifade etmektedir.
Çünkü müşrikler Hz. Peygamber’e gelerek; “Biraz sen bizim dinimize tabi ol. Biraz da biz senin dinine tabi olalım ve böylece aramızdaki münazaraya son verelim” demişlerdir. Demek oluyor ki müşrikIer Hz. Peygamber’e İslam ile kendi dinlerini eklektize etmeyi teklif etmişlerdir. İşte bu teklif karşısında Cenab-ı Allah Peygamberine onlara “Sizin dininiz sizin, benim dinim benim olsun” demesini emretmektedir. Zira Kafirun Süresi’nin ilk dört ayeti de bunu ifade etmektedir. İşte bu bakımdandır ki, Kafirun Suresi’nin son ayetinin hükmü gayet geçerli ve gereklidir. Kur’an-ı Kerim’in anlam bütünlüğü ve sistematik dokusu içinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Elbette ki bu ayetin hükmü mensuh olduğu takdirde Kur’an-ı Kerirn’in sistematik dokusu ve mana örgüsü haleldar olmaktadır. Bu iki örneğe benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Şimdi Kur’an-ı Kerim’de mensuh ayetler bulunduğunu iddia edenlerin dayandıkları nassa gelelim.
Bu görüşte olanların iddialarına delil gösterdikIeri ayet şudur: “Daha hayırlısını ve benzerini indirmediğimiz sürece hiçbir ayeti unutturmaz ve neshetmeyiz” (Bakara: 106).
Halbuki bu ayet Kur’an-ı Kerim’den önce indirilen ilahi kitaplarla ilgilidir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’den önce indirilen Tevrat, Zebur, İncil vs. gibi ilahi ayetler kısmen unutuldukları için veya tahrife uğradıklarından dolayı Cenab-ı Allah bu kitaplardan bazı ayetleri neshetmiş olduğunu bildirmektedir. Böyle olunca da Kur’an-ı Kerim nasih, diğer Peygamberlere indirilen ayetler de mensuh olmaktadır. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’in içinde nasih ve mensuh ayetler bulunduğu iddiası geçerli olmayıp, Kur’an-ı Kerim realitesine uygun değildir. İfade edildiği gibi Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetleri nasih, eski ilahi kitapların bir kısım ayetleri mensuh durumundadır. Bu demek değildir ki Kur’an-ı Kerim dışındaki ilahi kitapların tamamı muharref ve geçersizdir. Bu ayette bu kitaplarda unutulmuş ayetlerin bulunduğunu bildirdiği gibi Kuran’ı Kerim’deki ayetlerin bu kitaplardaki ayetlere eşdeğerde ve onlardan daha iyi olduğunu da vurgulamaktadır. Hatta bu ayette o kitaplardaki bir kısım ayetlerin nesh edilmiş olduğu ifade edilmektedir. Yani Kuran’ı Kerim’e mümasil olan ayetler muteberdir. Zaten Cenab-ı Allah muhtelif ayetlerde Ehl-i Kitab olan Yahudi ve Hıristiyanlara ellerindeki kitaba uymalarını öğütlemektedir.
Diğer ilahi kitaplar zamanla tahrife maruz kalmışlardır. Bu gayet açık olarak bilinmektedir. Bu konuyu geniş olarak anlatmaya gerek olmadığı gibi bu yazının hacmi de buna müsait değildir. Ama bu gerçek, Kur’an-ı Kerim’den önceki ilahi kitapların mevsukiyeti hakkında şüpheleri mucib olmaktadır. Hatta bu şüphenin boyutlarını tayin ve tespit de mümkün değildir. Kısacası bu kitaplara şüphe bulaşmıştır.
Kur’an-ı Kerim’in Fatiha Suresi’nden sonra gelen Bakara Suresi’nin hemen başında:
“Bu içinde şüpheye yer bulunmayan, sakınanlara doğru yolu gösteren kitaptır”. (Bakara: 2).
Bu ayet Kur’an-ı Kerim’de şüpheye mahal bulunmadığını ifade etmektedir. Mutlak doğruluk, tam güvenlik vasfı bulunduğu belirtilmektedir. Onun için de muttakilere doğru yolu göstermektedir. Kur’an-ı Kerim’de mensuh ayetler bulunduğu iddiası bana göre Kur’an-ı Kerim’in “la-reybe fih” özelliğine aykırıdır. Çünkü bu iddia 750 kadar ayetin hükmü üzerinde şüphe uyandırmaktadır. Hele ne miktarda ayetin mensuh olduğu hakkında kesin bir görüşün bulunmaması ve bunun nass ile tevsik edilmemiş olması bu şüphe ve zan buluntularını daha da yoğunlaştırmaktadır. Oysa Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de şüpheye mahal bulunmadığını, bunun şüpheden arınmış bir kitap olduğunu bildirmektedir.
Eski ilahi kitaplar Tevrat, Zebur, İncil vs. “la-reybe fih” olmadıkları için Cenab-ı Allah onları nesh ettiğini yukarıda belirtilen ayette bildirmektedir. Bu itibarla Kur’an- ı Kerim “nasih” durumundadır. Netice itibarıyla içinde ne miktarda ayetin mensuh olduğu saraheten ve ness-i kat’i ile belli olmayan bir kitabın “la-reybe fih” olması düşünülemez. Dolayısıyla bu iddia tarih boyunca İslam ilahiyatçılarının ve müfessirlerin zafı ve çıkmazı olarak devam etmiş, günümüzde de ortada durmaktadır.